Eleştiri Gülüş'ün Köşesi Gündem Kategorisiz

Alternatifiniz olmayanlar

Doğru bildiğimiz yanlış hedeflerimiz:

“Alternatiflerinizi Bilin!” diyoruz bu sitede. Tam iki yılımı farklı annelik tarzlarını ve anne karakterlerini araştırarak, sorgulayarak geçirdim. Alternatif Anne beni hep daha esnek bir insana mı çevirdi, dersiniz? Hayır! Aslında çoğu zaman sınırlarımı, anneler olarak sınırlarımızı öğrendim. Bu yazıda bir annenin seçimi olabileceklere değil, olamayacaklara örnek vereceğim. Bir annenin, çocuğuna vermeyi ya da vermemeyi seçemeyeği olgular var mıdır? Konuyu yüzeysel bir şekilde işleyebilirdim: “Çocuğunuzu dövmeyi seçemezsiniz!” gibi herkesin başını sallayacağı şeyler yazabilirdim. Ama biraz daha sınırlarımızı zorlamak istedim. İşte sizleri düşündürecek birkaç fikir:

Ödül ve Cezayı yok edemezsiniz!
Son 30-40 yılın trendi olan ödülsüz ve cezasız iletişim, benim de çok sevdiğim ve uyguladığım bir yaklaşım. Sınav anlayışından hep nefret ettim. Yetmedi, okulun kendisinden de nefret ettim! Hepsini alaşağı etmeliyiz! Ama…Biz içinde sınavı da, okulu da, bir sürü beğenmediğimiz yöntemi de var olan bir dünyada yaşıyoruz. Çocuğunuza ödülsüz ve cezasız bir eğitim sistemi uygulamaya çalışmamız takdire şayan olsa da, ödülü de cezayı da yeryüzünden kaldıramayacağımızı bilmemizde yarar var. Eğer bu güne dek çocuğumu bir kere dahi tecrit etmemiş olsaydım, eğer onu tek bir kez oyuncağını kapıya koymakla tehdit etmemiş (ve başkaldırdığında bunu gerçekten yapmamış) olsaydım, çocuğum okula başladığında veya gerçek hayata atıldığında büyük bir yıkım yaşayabilirdi. Örneğin bugün öğrendim ki öğretmenleri, “yaramazlık” yapan çocukları duvara döndürüp tek ayak üzerinde tutuyormuş. Öğretmeni ayakta alkışlayacak değilim; ama gidip ona bilgelik taslamak için de bir sebebim yok. Çocuğunuza Dünya’da yaşamayı öğretin, evinizin süper korunaklı dört duvarı arasında değil.

Güneşler batar, oyunlar biter, insanlar ölür…
Güneş batınca çocuklar yatağa gider. Saati gelince eğlenceler biter. Ve bir gün Tahsin amca ölür…
Bir oyunu kaybetmek bir çocuğu kızdırabilir. Ama bir kişi oyunu kazanacaksa, diğeri de kaybedecek demektir. Ve Tahsin amca, ne yazık ki geri gelmeyecektir. Bunları söylemenin birçok uygun yolu olmalı, biri hariç: Yalan.
Uyumaya direnen çocuğu salona geri getirmemeli. Oyunu kaybeden çocuğa kazandığı hissini vermemeli. Tahsin amcanın da çok uzak bir yerde yaşamaya gittiğini söylememeli. Bunların hepsi hayatın gerçeği ise, çocuğumuzu “gerçekten” korumamalıyız. Olumsuz duygularla baş etmeyi öğrenmesi, onun için isteyebileceğimiz en sağlıklı şeylerden biridir.

Çocuğu maneviyattan mahrum bırakamazsınız!
Bunu Laurence Pernoud’ya ait çocuk yetiştirme rehberinde okumuş, hazmetmekte biraz zorlanmış; ama sonra uzmana hak vermiştim: “Maddi değerler üzerine kurulu bir dünyada çocuğun güncel hayatının içinde ruhani bir boyut barındırmak gerekir” diyordu Pernoud; “Çocuğu yaşamın, varoluşun, bazı düşünce biçimlerinin gizemlerine ilgili olmaya teşvik etmeliyiz”. Pernoud’nun sözleri kulağıma küpe oldu ve anne olduktan sonra kişisel düşüncelerimi çocuğuma dikte etmemek konusunda hassas davrandım. İnancımız ne olursa olsun, başkalarınınkini yok saymamalı ve –bilinçli ya da bilinçsizce- çocuğumuza kötülememeliyiz. Ateist olup dini konulara girmek istemeyenler, dindar olup ateizme soğuk bakanlar, çocuğunuza ne kadar yüce bir insan olduğunuzu göstermenin zamanı!

Disiplinden kaçamazsınız!
‎”Anne ve baba, çocuğa sınır koymakla yükümlüdür. Çocukta doğuştan gelen hiçbir sınır içgüdüsü yoktur. Durdurulmazsa bütün çikolata kutusunu bitirebilir, her gece ebeveyn yatağına gelebilir, sürekli televizyon izleyebilir. Ebeveyninin sınırlarıyla karşılaşmayan çocuk, gergin bir çocuk olur. O zaman onun için “şımarık” deriz. Rahatsızlık veren çocuk aslında acı çekmektedir. Güven ve sınır bulma ihtiyacı içindedir.” Laurence Pernoud’nun “Çocuğumu Büyütüyorum” kitabından.

Çağınızdan kaçamazsınız!
Anneler var, doktorlara güvenmeyip çocuklarını ilaçsız, vitaminsiz büyütmek için olağanüstü bir gayret gösteriyorlar. Anneler var, şehrin ortasında taş devrinde gibi –sözde doğal- yaşamak için sınırlarını zorluyorlar. Daha sağlıklı yaşamak için verilen emeğin ne zaman “marjinal” hale geldiğini fark etmek, bazen zaman alıyor. Annelik, günümüzde her şeyden önce bir kimlik haline geldi. Anne markalarının kıyasıya yarıştığı bir devirde kendimizi ve çocuğumuzu kurban etmeyelim. Burada anahtar kelime, denge…

“Böyle gelmiş böyle gider” mantığına sığınamazsınız!
Anneannenizin usulü, bugün ve sizin çocuğunuzda işlemeyecektir. Çocuğunuzu büyütmek için klasikleşmiş bir yöntemden bahsetmek zor olduğu gibi, işlevsizdir de. Psikoloji biliminin keşfedildiği günden bu yana tıp çok hızlı ilerliyor, her yıl yeni keşifler yapılıyor ve hayatlarımızda yeni devirler açılıyor. Avangard olmanıza gerek yok (olmayın da), sadece güvendiğiniz uzmanlar olsun, sizi takip etmelerini sağlayın, gerektiğinde sizi uyarmalarına izin verin ve onlara güvenin.  Böyle gelmiş böyle gitmez. Daha iyi bir anne olabilirsiniz, buna inanın!

Bu yazı Alternatif Anne’de ilk 30 Kasım 2012 tarihinde yayımlanmıştır.

Gülüş Türkmen

Yazar, müzisyen, iletişim danışmanı.
www.gulusturkmen.com

3 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Gülüş Hanım,

    Yazınızı zevkle okudum. Ancak okuduğumdan beri düşünüyorum. Ödül-ceza uygulanmayan bir evde yaşayan ve kendini, kendi isteklerine göre gerçekleştirebilen bir çocuk.. okula gittiğinde ve cezaya, ödüle maruz kaldığında ne yapılır?

    Ödül verildiğinde aile, çocuğa ödül için değil, çocuk kendi başarısından mutlu olduysa, o mutlu olduğu için ebeveynlerinin de mutlu olduğu dile getirebilir. Onu her koşulda sevdiklerini söyleyerek, aldığı ve gurur duyduğu ödülü/takdiri küçümsemeden, ama aynı zamanda yüceltmeden, yaklaşabilir.

    Ceza karşısında ise, tam kestiremiyorum. Ebeveynler çocuğun yanında olmalı diye düşünüyorum. Çocuğun "hatasının" değil, çocuğun "incinmişliğinin" yanında olmalı. Onu anladığını hissettirmeli ve bir daha bu gibi bir durumda ne yapmak istediğini, kendine nasıl davranılmasını istediğini konuşmalı. Kendi tutumundan hoşnut olup olmadığı da irdelenmeli ve verilen "ceza"dan bağımsız kendi davranışı hakkında ne düşündüğü sorulmalı. Düzeltmek istiyor mu? Düzeltmesi gerekli mi? Bu soruların cevabı birlikte bulunmalı.

    Sınav sisteminin arkasında ebeveyn olarak durmadığımızı, egemen eğitim sistemini desteklemediğimizi, kendisini öğretmenin takdir veya yergileriyle değerlendirmediğimizi bilmeli çocuğumuz. Ancak egemen sistemin bu olduğunu, şu veya bu sebepten bu sistemin içinde olduğumuzu ve ortak alanları diğerlerinin özgürlüğünü kısıtlamayacak şekilde kullanması gerektiğini de bilmeli. Her kurala uymak zorunda değil, ama kimi kurala uymak zorunda.

    Belki bu şekilde "gerçek" dünyanın hoyratlığında çocuklarımızın dik durmasını sağlayabiliriz. Önemli olan bizim onu "koşulsuz" sevmemizdir. Bizler koşulsuz sevgiyi ebeveynlerimizin bize kullandığı günlük konuşma/davranış kalıpları nedeni ile göremedik. Bu nedenle uygulamamız çok zor.Ama çocuğumuz için denemeye, inat etmeye, kendimize, geçmişimize alternatif aramaya değer diye düşünüyorum.

  • Çok güzel bir noktaya değinmişsiniz bence. Mesele ne çok katı olmak da ne de çok yumuşak. Doğru zamanda doğru kurallar ve doğru zamanda doğru verilen özgürlüklerle bunun tam tadına bir harmanı gerçekten çocuk için de fevkalade bir ortam oluşturuyor.