Çocuk Psikolojisi

Kendi genlerimize bıraktığımız miras

Frustrated girl with distracted parents at table

Birlikte intihar eden yaşlı çiftin haberi nedendir bilinmez hiç bir blogger annenin –en azından benim takip ettiğim kadarı ile- dikkatini çekmedi. Hikaye çok magazinsel bir şekilde haber buldu basında. Merak edenler için kısa bir özet:

70 yaşlarındaki karı-koca önce tüm maddi varlıklarını nakte çevirip son istekleri doğrultusunda paylaştırırlar. Daha sonra otelde birkaç gün tatil yaptıktan sonra 2 mektup bırakarak, denize atlayarak intihar ederler. Birinci mektup adli mercilere bedenlerinin kadavra olmasını istediklerine ilişkindir. İkinci mektup otel çalışanlarına bıraktıkları yüklüce bahşiş ve teşekkürlerini içermektedir. Bir de telefon mesajlarında yurtdışında yaşayan 40 yaşını geçmiş oğullarına artık hasta oldukları ve kendilerine bakamadıkları için intihar edeceklerini bildirdikleri ve oğullarının bu mesaja cevabı yer almaktadır. Ve sonra denize atlarlar, intihar ederler ve ölürler. Vücutları kadavra olamaz çünkü sudan zarar görmüştür. Cenazeleri öylece defnedilir. Bu hikayede oğlanı hayırsız olmakla suçlayanlar da var, ebeveynleri acımasızlıkla suçlayanlar da ya da ebeveynlerin davranışını çok romantik bulanlar da. Oysa her ailenin iç dinamiği farklıdır, özelini bu kadar afişe etmek dinamiği bozacaktır –ki bu durumda geride kalanlara yük olan bu afişe olma durumudur-. Peki bunu afişe eden ve bu kadar aijite edilebilmesi için ortam hazırlayanların hiç mi suçu yoktur? Gerçekten bu çift bu ölüm şeklini romantik bir son için mi seçmiştir? Yoksa bu sözlerini dinlemeyen, onların belirlediği sınırlar içinde yaşamını sürdürmeyen evlatlarına verdikleri son ve artık geri dönülemez bir ceza mıdır?

Tüm bu soruların cevaplarını bu çift üzerinden veremem, hem bilmiyorum hem de bundan sonrası mahremiyete saygısızlık olur.

Peki bunca dünyanın bunca derdi varken – bu olayın özel olarak üzerine yazı yazılmayı gerekmediği de bir görüş olsa da- neden günlerdir kafama takılıyor? diye kendimi sorgularken buldum. Bir ebeveyn olarak çocuklarıma bırakacaklarım henüz onlar doğmamışken bile hayallerini kurduğum konulardan biriydi. Mesela annemden bana kalan o kadife çiçekli ceketi kızımın üzerinde görmek gibi ya da dedemden kalan kol düğmeleri ile eşimin dedesinden kalma alyansı oğluma vermek gibi hayallerim var. Bir ebeveynin maddi mirasını çocuklarına bırakmak gibi bir zorunluluğu olmadığını düşünüyorum, ama hatıralar, çocukla kurduğu ilişki gibi manevi mirasın nesiller boyu aktarıldığına inandığım için bu konuda biraz daha hassasım galiba. Ve bu sebeple de yukarıdaki gazete haberi beni derinden etkiledi. Yaşlı çiftin çocuklarına ve hatta torunlarına bıraktıkları bu son hatıra acaba ebeveynlik tarzlarında sıklıkla tekrar ettikleri bir şey miydi? Yoksa sadece gerçekten iyi hatırlanmak adına yük olmamak için bir tercih miydi? Bu soruların cevabını asla bilemeyeceğiz.

Bu açıdan kendi ebeveynlik tarzıma baktığımda büyüdüklerine dair tek hayalim iki yetişkin olarak karşılıklı muhabbet duyacağım benden bağımsız bireyler olmaları. Ve hatta ilk 25 senedeki muhtaçlık ya da acıma hissinden bağımsız gerçekten beraber vakit geçirmekten haz duyacağım yetişkinler olmaları (tabii ki ara sıra:) olsa da yine de ebeveyn hayallerim yukarıdaki kadar masum olmayabiliyor onların ne tür yaşamları olacağına dair hayallere dalmışken bulabiliyorum kendimi.

İşte bu noktada beni bir evham basıyor… Acaba bazen yemek yemediklerinde tatlı vermediğim gibi büyüdüklerinde de beni ziyarete gelmezseniz size harçlık vermem diyecek miydim? Acaba büyüdüklerinde ve ben yaşlandığımda bakım gerektiğinde onlardan bu konuda bir beklentim olur muydu? Şimdi bokunu temizlediğim bu minnacık varlıktan büyüdüğünde ve ben yaşlandığımda benim için bu hizmeti bekler miydim? Yok hiç iyi gelmiyor bu fikir, annemin lafı gibi “size muhtaç olmayayım”, ama kötü niyetli değil hani onları yaşamlarından alıkoymaktan çekinmek bunu bana söyleten.

Sizlerde şahit olmuşsunuzdur mutlaka sözlü olmasa bile çocuklukta başlayan ve sonra yetişkinlikte devam eden sevgi = maddi destek ile ayakta duran ya da yönetilen ebeveyn çocuk ilişkilerine. Ya da daha iyi bakılacağına inandığı için ebeveynini bakım evine yerleştiren çocuğun koca evde bir adamcağıza yer bulamadığı için kınandığına. Üniversiteye hazırlanırken bak altına araba çekeriz şehir dışına çıkmazsan ile kandırılan ergenleri. Günlük hayatta çok normal gelen ve aslında çocuğu kollamakmış gibi görünen tüm bu iyi niyetler bir yandan da bir başkasının hayatına doğrudan ve baskıcı müdahaleler gibi geliyor bana. Ve en fenası burada o kadar ince bir sınır var ki bu sınır -şimdi henüz bize muhtaçlarken giymesi gereken yeleği giymediğinde ya da yapması gereken ödevi yapmadığında pervasızca arttırdığımız tehditler/cezalar ve ödüller gibi- çocuk büyüdükçe büyüyebilir.

Ve tam da bu sebeple bir ebeveynin yetişkin bile olsa 40 yılı aşkındır kan bağı olan evladından bu şekilde ayrılmasını manevi bir miras olarak çok can acıtıcı buluyorum. Bu örnek çok uç bir örnek. Bu noktadan bakınca da “terbiye” adı altında yaptığımız tehditler, küsmeler, göz ardı etmeler, yoksun bırakmaların da kötü hatıralar olarak miras yükünün ağır olacağını düşünüyorum. Ve bu miras nesiller boyu aktarılacaktır bir anılar yığını ise bu yükü kendi genlerimize yapmanın riskini hesap etmeliyiz sanki.

Sağlıcakla Kalın,

Gözde Erserçe Özateşler

1977 yılında doğdum. 1999 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. 13 yıl bankacılık sektöründe eğitim ve insan kaynaklarında çalıştım. Nisan 2007’de evlendim. Temmuz 2010’da çok beklediğim oğlum Ömer doğdu, Haziran 2012’de ise hiç beklemediğim kızım Rana doğdu. Kızımın doğumundan sonra yeniden işe dönsem de 60 yaşıma geldiğimde kapımı çalacak oğlumla kızımla kuracağım muhabbettin bağı ağır bastı ve işimden ayrıldım. İki yıldır tam zamanlı anneliğimin yanı sıra zaman zaman evden işe alım projeleri yapıyorum. Bunların yanı sıra 2004 yılında İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün Yardımcı Psikodramadist programını bitirdim, umarım bir gün ileri düzey programını da tamamlarım. Anneliğimin en takıntılı yanı yemek (tatil köyünde yoğurt mayalamışlığım var;), bu nedenle mutfakta vakit geçirirken çok eğleniyorum.

4 Yorum Var

Yorum yapmak için tıklayınız

  • Keyifle okudum ama özellikle şu cümle çok hoşuma gitti: ilk 25 senedeki muhtaçlık ve acıma hissinden bağımsız olarak, gerçekten beraber vakit geçirmekten haz duyacağım yetişkinler olmaları.. Gerçekten çocuklarımıza karşı hissettiğimiz sevgi ve beklentiyi çok güzel özetlemiş bir cümle bu.

  • Gözde cim, beni de anneligimde çokça düşündüren: o senin de bahsettigin koruma niyetli kollamalarin baskıcı müdahale ye dönüşmesi arasındaki ince çizgi. O Çizgiyi aşmak istemiyorum.Umarım öyle bir anne olmam.Çünkü, bu bana sevgi ve ilgiyle çocuğu boğarken aslında kendinin çocuğa muhtacligi gibi geliyor.
    Kalemine ve o güzel yüreğine sağlık yaratıcı anne.

    • Ebeveyn olmak artık hiç tek olamamak gibi… ama bir yandan da herkes tek aslında. Çok karışık ve tek bildiğim: çocuk sahibi olmak hayatta yapılabilecek en çılgın iş. Çok marjinal bir karar asıl çılgın, birbirine benzemez günlerin deli heyecanları burada… merak eden gelsin maceraya.