Çocuk Çocuk Psikolojisi Kitap

Çocuğum öfke krizine girdiğinde ne yapmalıyım? Naomi Aldort’tan gelsin! (2 yaş sendromu – Bölüm 4)

İnsan, hangi yaşta olursa olsun, derdini anlatabilmek için iletişim kurmaya çalışır...

Birinci yazıda 2 yaş çocuğunun “ilkel” ruhundan, ikinci yazıda öfkenin doğasından, üçüncü yazıda da öfke krizlerine karşılık olarak ne yapılmaması gerektiğinden bahsettik. Bu yazı da öfke krizi esnasında ne yapılabileceğiyle ilgili.

Karşınızda kıpkırmızı olmuş, kendini yerlere atan, çığlık çığlığa bağıran bir yavru var. Ne yapabiliriz?

Çoğumuz refleks olarak çocuğumuzun dikkatini dağıtarak sakinleştirmeye çalışırız. Sonuçta dikkati dağılmadığı gibi, daha da kızardığını ve hınçlandığını görürüz (örneği burada). Durum aslında yetişkinlerinkinden farklı değildir. Doktora gidip derdimizi anlatmaya çalıştığımızda “Ama bak şuradaki ağaca kuş konmuş” derse, biz de “Peki o zaman” demeyiz. O zaman ne yapabiliriz?

Aslında yapılacak şey basit: İletişim kurmak ve sınır koymak*!

İnsan, hangi yaşta olursa olsun, derdini anlatabilmek ve karşıdakinin kendisini anladığını hissedebilmek için iletişim kurmaya çalışır. Anlatmak ve anlaşılmak birincil ihtiyaçtır.

Bunun için popüler çocuk gelişimi kitaplarında rastladığım iki “formül” var. Özünde ikisi de aynı, çünkü ihtiyaç belli, anlatmak ve anlaşılmak. İkincisi gelecek yazının konusu. İşte birincisi:

Naomi Aldort “Çocuğunuzla Birlikte Büyümek” kitabından: SİDOT formülüyle çocuğunuzun karşılanmamış ihtiyacını anlatmaya çalışın.

  • S- Sessizce gözden geçir: Ebeveynlik tarzımızı kendi ebeveynlerimizin ya da başkalarının beklentileri üzerine kurduğumuzda, beynimizde otomatik oluşan ama aslında çocuğumuzla ilişkimizde geçerli olması gerekmeyen düşünceler, çocuğumuzu ve kendimizi koşulsuz sevmeyi engeller ve kurduğumuz bağı zedeler. Bu düşünceleri fark ettiğimiz ve gözden geçirdiğimizde, bizim için gerekli olmayanlardan sıyrılmayı başarabilir, özgürleşebilir ve koşulsuz sevebiliriz.

Çocuğunuzun öfke nöbetini durdurmanızı söyleyen iç sesinizi dinleyin. “Çocuğumun öfkesi hemen dinmeli”, “Böyle bir hüsranla baş edemez” ya da “Bırak hiddetlensin, ona iyi gelir” gibi düşüncelerinizi yakalayın ve gözden geçirin. Bu düşüncelerin size ne kadar ait olduğunu ve çocuğunuzla ne kadar ilgili olduğunu düşünün. Bu düşünceler olmadan çocuğunuzla nasıl bir ilişki kurabileceğinizi gözünüzde canlandırın.

Çocuğunuzla ilgili yargıların, kendiniz için geçerli olup olmadığını bir düşünün. Çocuğunuzun uyumsuz davrandığını düşünüyorsanız, belki siz ona yeterince uyum gösterememişsinizdir. Size direndiğini düşünüyorsanız, belki siz onun doğasına direnç göstermişsinizdir. Bu tür düşüncelerin nazik ve dürüst olup olmadığını düşünün.

  • İ-İlgi göster: Kendi içinizde netleştikten sonra ilginizi çocuğunuza yönlendirin.
  • D-Dinle: Öfkesini dinleyin. İnsanların acı veren duygulardan korkmalarının sebebi, bu duyguları ifade etmelerine izin verilmemiş olmasıdır. Çocuğunuzu dinleyin.
  • O-Onayla: Duygularını onaylayın. Çocuğunuzu onaylamak onun bakış açısını, tercihlerini, düşüncelerini ve duygularını yargılamadan, olduğu gibi kabul etmek demektir. İnsanların zaman zaman böyle hissedebildiğini, bunda bir sorun olmadığını bilmek ve karşıdakini bu şekilde rahatlatmaktır. Duygularının ve düşüncelerinin önemsendiğini anlatmaktır. Değerlendirme yapmadan, duygusal tepkiler vermeden dinlemek, sevecen bir tavırla onaylamak ve çocuğun kendini ifade edebileceği güven ortamı yaratmak yeterlidir. Amaç çocuğun duygularını ifade edip rahatlamasını ve yoluna devam etmesini sağlamaktır.

Çocuğun duygusunu onaylamak, saldırgan davranışını da onayladığımız anlamına gelmez, sadece hayal kırıklığı yaşadığını anladığımızı gösterir. Vermek istediği mesaj alınmıştır.

  • T-Teşvik Et: Duygularını ortaya çıkarması ve sorununu çözebilmesi için onu teşvik edin. Olumsuz duygularını ifade eden çocuğunuza çözüm geliştirmeniz gerekmez. Olayı dramatik hale getirmeden çocuğunuzu sakince dinlemeniz, duygularını onaylamanız ve kendisi gibi davranmasına izin vermeniz yeterlidir. Bu şekilde duygularıyla başa çıkmayı öğrenir. Çocuklar, kendilerine acı veren duygulara takılıp kalmaz, çünkü bu duygularla ilgili geçmişten gelen yükler taşımazlar. Onlara yetişkinlerin “kendi ıstırabı içinde yuvarlanma” sanatını öğretmekten kaçının.

Buradan çıkan sonuç, kendimizle yüzleştikten sonra ilgili, sevgi dolu, dürüstçe bir yaklaşımla, en zoru olan kontrol etme güdümüzü törpüleyebildiğimizde çocuğumuza “dokunabiliriz”.

Bu konudaki ikinci “formül” (Harvey Karp’ın “Yumurcakça” dili) bir dahaki yazıda!

 

*Sınır koymak konusunu Robert MacKenzie’nin “Çocuğunuza Sınır Koymak” kitabı üzerinden özetleyen yazı dizine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Diğer yazılar:
2 yaş sendromu 1: Şımarmış bu çocuk!
2 yaş sendromu 2: Neden bu asabiyet?
2 yaş sendromu 3: Ne yapmamalı?
2 yaş sendromu 5: Çocuğum öfke krizine girdiğinde ne yapmalıyım? Harvey Karp’tan gelsin!

Zeynep Domaniç

Anne. Eş. Evlat. Kardeş. Hem de en şanslılarından.

1983 doğumlu. Mülkiye ve ODTÜ’de iktisat okudu. Bir kamu kurumundaki iş hayatına şimdilik ara verdi, evde oğluna bakıyor.

Okul zamanlarındaki not paylaşma hesabı, okuduğu kitaplardan derlediği notları www.folikasitannesi.com sitesinde paylaşıyor. Kendince folik asit jenerasyonunun folik asit annesi.

Keyfi genel olarak yerinde.

www.folikasitannesi.com

Yorum Ekle

Yorum yapmak için tıklayınız